Murat Beşerİki gencin aralarındaki hararetli konuşmalara kulak kabartan tersli düzlü dizilmiş otobüs koltuklarının karşı tarafında oturan güler yüzlü sevimli teyze, “Evladım, benim oğlum da bas gitar çalıyor” deyince afallayarak birbirlerine baktılar. Zira kafalarına uygun bir basçı bulamamaktan yakınıyordu, bir caz-rock fusion topluluğu kurmak için yanıp tutuşan iki genç müzisyen.
- “Ama teyze biz kuzey cazı çalan bir basçı arıyoruz”.
- “Tamam işte, benim oğlan da ondan çalıyor”.
Biraz daha artmıştı şaşkınlıkları. O şaşkınlık esnasında, gözleri çakmak çakmak parlayan cin bakışlı teyze, çantasından çıkartarak oğlunun telefon numarasını yazdığı kağıt parçasını ellerine tutuşturmuştu bile.
- “Ben bu durakta iniyorum. Siz arayıp konuşursunuz artık”.
Pek emin olamıyordu otobüste karşılarına aksakallı dede misali çıkan teyzenin oğlunun dertlerine deva olacağından gitarcı Mustafa Dönmez ve yakın arkadaşı davulcu Fahrettin Aykut. Son bir umuttu, çünkü o gün aralarında bu niyetten vazgeçmeyi bile konuşmuşlardı. Eğer birkaç gün daha aradıkları basçıyı bulamazlarsa topluluk kurma fikrinden cayacaklardı.
Çekinerek aramıştı Mustafa, ama telefonun karşı ucundan gelen kendinden emin ses güven vermişti. İlk prova için buluştular. Mustafa Oğuş adındaki ermiş davranışlı bu genç, gerçekten de Terje Rypdal’inden John Surman’ına kuzey cazını iyi hatmetmişti. Prova sonrasındaki müzik dolu sohbet, tutku dolu bir yolculuğunun ilk adımı olacaktı. İşte böyle kurulmuştu caz-rock fusion topluluğu Atmosfer 1987 yazında.
İlk dönemini bir üçlü olarak yaşayan Atmosfer, sayısız prova yapmış; bu provalarda tüm üyeler kendini geliştirmiş, bir topluluk olmanın sırrını ve zevkini kavramışlardı. İlk konserlerine kuruşlarından bir yıl sonra Taksim Vakkorama’da çıkmış, yaklaşık 500 kişilik bir kalabalık tarafından merakla izlenmişlerdi. Bu kadroyla son konserlerini ise 14 Ocak 1989’da Moda Sinemasında, Erkin Koray’ın önünde gerçekleştirmişlerdi. Bu aynı zamanda Erkin Koray’ın Türkiye’ye dönüşünden sonraki ilk konseriydi.
Ruhani basçı Mustafa’nın kendi iç evrenine çekilmesinin ardında Atmosfer, Weather Report ve Spyro Gyro tarzına yakın olduğu ikinci evresine geçmişti. Dörtlüye dönüşen toplulukta basa Yahya Enis Akın, klavyeli çalgılarda daha sonra 2/5BZ olarak tanınacak olan Serhat Köksal gelmişti. Sadece bir yıl bir arada kalan bu dörtlüyle Atmosfer, ilk dönemine göre biraz daha araştırmacı ruhunun uzağındaydı.
İlk dönem özellikle kuzey cazı ve modern kavramlar açısından zorlayıcı sınırlarda gezindikleri; zihinsel yanı ileri çıkardıkları, provalara kitaplar okuyarak geldikleri, tartıştıkları ve birbirilerine yapmak istedikleri müziği anlattıkları günlerle örülüydü.
Derinlemesine araştırmalar, teknik sonuçlara evirilmeye başlamıştı ikinci dönemde. Önü açık ve parmakları gelişkin müzisyenler bir aradaydı bu süreçte.
Ruhen yakınlık duyduğu, derin duyuşlarından emin olduğu, iyi müzik dinlediğini bildiği dostları arasından seçiyordu Atmosfer kadrosuna katılan müzisyenleri Mustafa. Müzikte aradığı derinlik, paylaşım, sevgi ve gelişme gibi duyguları doğal olarak müzisyen dostlarında da arıyordu. Cazı “bilmediği yerlere ayak basmak, gezmediği kıtaları görmek” olarak algılıyor; Miro, Kandinsky, Dufy ve Klee gibi ressamların paletlerinin müzikal karşılıklarını bulmaya çalışıyordu. Renklerin notalarla flörtünden çıkarıyordu bestelerini.
Hiç konser verilmeden, yoğun prova günleriyle geçen 1993 – 1993 arasındaki üçüncü Atmosfer döneminde davulu Selami Sevinç, bası Bulutsuzluk Özlemi’nin ilk basçısı Kanöz Ozan sırtlamıştı. Atmosfer adıyla hiç konser olmamıştı bu dönemde, ama bol bol prova yapmış, içsel manada çok yol kat etmişlerdi.
Hemen devamında basa 19 yaşındaki yetenek Sertaç Tunguç’un geçmesiyle birlikte, Kadıköy’deki Barlar Sokağı henüz oluşmamışken bu sokakta bulunan izbe bir alt kat barında bir yıl boyunca, Mustafa’nın kendi bestelerinin yanında, Jimi Hendrix ve Living Colour parçaları çalmışlar, memleket için henüz pek bilinmeyen M-Base tarzı müzikler icra etmişlerdi. Mustafa’nın askerliği öncesindeki son Atmosfer performansı 1994 sezonunda iki Kemancı arasındaki katta bulunan Mandala’da gerçekleşmişti.
Askerlik sonrasında karşısına dikilen hayat çatalında istikametini hep sola kırdı Mustafa. Uzak doğu felsefelerinden fırlamış bir keşiş gibi, maddi açıdan cazip birçok teklifi geri çevirdi, yaşamını adadığı müzikten uzaklaştıracağı ya da düşüncelerinden taviz vermek zorunda kalacağı gerekçesiyle.
Ders vererek ayakta kalmayı seçti. Müziğin içinde, ailesini geçindirmekte zorlansa da müzik ticaretinin dışında olmalıydı. Bir yandan anne ve babasının yükünü omuzluyor, öte yandan da Moda’da tuttuğu tarihi ahşap binanın bodrumundaki nohut oda bakla sofadan oluşan mekanın kirasını güçlükle ödüyordu.
İhtiyaçlarına rağmen, tıpkı Atmosfer günlerindeki gibi, öğrencilerini de titizlikle ve benzer kıstaslarla seçiyordu Mustafa. Eğer gözü tutmamışsa geri çeviriyor; komplekslerine eğik, ihtiraslarına yenik, ailesi tarafından şımartılmış öğrenci adaylarını kabul etmiyordu. Karşılıklı saygı ve güven ilişkisini sürdürdüğü öğrencilerinden oluşan bir sevgi ailesi oluşturmuştu Mustafa, Mühürdar Müzik Merkezi’nin küçük pencereli dersliğinde. Sadece notalarla ve caz teorileriyle değil, samimi duyguları ve sevgi yüklü gönül bağıyla da ilişkisini perçinliyor; bunları müzik dersinin bir parçası olarak sunuyordu onlara. Bu açıdan benzersiz bir hocaydı. Öğrencilerinden burçlarından, sosyal yaşamlarına kadar eğiliyor; asla ikinci bir Mustafa Dönmez yaratmaya çabalamıyor, kendi kimliklerini aratarak, hepsinin kendi karakterinde gelişmelerini önemsiyordu.
En büyük hazinesi çok iyi bir müzik dinleyici olmasıydı. “İyi bir dinleyici olmak, iyi bir müzisyen olmanın yarısıdır” diye telkinde bulunuyordu öğrencilerine.
Astroloji sadece müzikte değil, ilişkilerinde de önemli bir yer tutmaktaydı. Belki Debussy bestelerinden ve Monet tablolarından da derinden etkileniyordu, ama Miles Davis’in “Bitches Brew” ve “Live-Evil” döneminin, John Coltrane’in gezegenler ve burçlar için yazdığı “Interstellar Space” albümünün, ayrıca Steve Lacy, Sun Ra ve Hermato Pascoal gibi müzisyenlerin çalışmalarının daha özel bir yeri var gönlünde bu yüzden.
Yine aynı yüzden sevgi, inanç, tutku ve cesaret müzik binasının üzerinde durduğu dört temel direk olmuştu hep. Ruhunun derinliklerinden gelen astral doğaçlamaları, onu ve dinleyicilerini bambaşka evrenlere davet ederdi.
Müzikte neyse, günlük yaşamında da oydu Mustafa. Müziğinde sergilediği hassas, kırılgan ve ciddiyetli yapı, onu çaldığı ve çalmadığı zamanlarda aynı derecede sempatik ve saygın biri kılardı. Sevgileri gibi bazı konu ve kişilerden de uzak duruşları sınırsızdı. Ucu bucağı olmayan duygularıyla birlikte, hayal kırıklıklarını ve yitik umutlarını da evinde tellere döktüğü notalarla tamir ediyordu.
Son 10 yılında acı tatlı çok film şeridi döndü Mustafa’nın renkli sinemaskopunda. Atmosfer’e verilen arada Viyana’da solo konser verdi. Paris’e gitti, Fransız müzisyenlerle caz barlarda doğaçlama oturumlar yaptı, Türk makamları hakkında atölye çalışmalarında bulundu. Hayalindeki Atmosfer albümünü gerçekleştirebilmek için, yabancı memleketlerden gelen teklifleri geri çevirdi.
Şimdi ilk Atmosfer albümünün kıvancını yaşayan Mustafa Dönmez, arada bir geriye baktıkça ilk olarak otobüste karşısına çıkan yaşlı teyzeyi anıyor. Her anışta gülmekten kendini alıkoyamıyor.