Eylül
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Bu yazının başlığı yok!!..
Murat Turat Ardağ

İnsan varoldukça; insan arayış içinde oldukça; insan yaratma, paylaşma, kendini ifade etme isteği içinde olduğu Sürece müzik ve sanat olacak. Sanırım bu noktada her şey doğal, normal ve pek çok kişi hemfikir. Diyelim ki müzik tutkunu insanlar zamanla bir araya gelmişler, cemiyetler/topluluklar oluşturmuşlar, aralarında anlaşıp gruplar/orkestralar kurmuşlar, bu sevdayı mesleğe dönüştürmüşler, işi profesyonelliğe dökmüşler ve ister istemez bir müzik endüstrisi oluşturmuşlar. Daha sonra bu endüstri büyümüş, şekil değiştiriş, dallara ayrılmış... kısacası gelişmiş. Ardından da kaçınılmaz olarak bu endüstrinin yan endüstrileri gelmiş, mesela müzik basını... Öyle görünüyor ki bundan böyle müzik ve endüstrisi oldukça bu yan müzik endüstrileri de olacak.

Sanırım endüstrisinden ve onun nasıl geliştiğinden bahsetmekten çok müziğin ta kendisinden bahsedilmesi gerekiyor. (Zamanla gelişen MTV kültürü gösterilerek bunun aksi iddia edilebilse de) müzik tamamen içten gelen ve onun ötesinde içselleştirilebilen bir şey. Tıpkı Robert Smith'in 'Şarkılar kaydedilip plağa basıldıktan sonra artık bizim eğlencemiz değil başkalarının eğlencesi oluyor.'lafıyla kastettiği gibi. Bu kaçınılmaz ve kaçınılmak istenmeyecek bir etkileşim ama tamamen birebir yaşanması gereken bir etkileşim. (Yazı tamamen bunun üzerine.) Bu etkileşim müzik zevkine, anlayışına göre kişiselleştirilebilen bir şey ve bu kişiselleştirme de gayet doğal ve insansı. Kimi için bu etkileşimlerin en güzeli Sonic Youth'un yıllardır ısrarla elden bırakmadığı deneyselliği olabilirken kimi için Will Oldham'ın basit akorların, sade melodilerin içine detone ama içten bir vokalle sığdırdığı sonsuzluk olabilir. Kimi tüm bu son 15-20 yıl gibi kısa bir Sürede evrim geçiren alternatif müziği (hadi daha spesifik olalım indie müziği) klişe bularak daha bağımsız, daha indie, daha post-klişe grupları keşfe çıkarken kimi (salaklar) post-rock'ın sınırlarını belirlemeye çalışıyor bu piyasanın içinde; etkileşimi böyle yaşıyorlar. Kimi 'Bana 50 grubun 150 albümü yetmez abi! Ben daha bunlar ve bunlar gibi 8500'ünü radyo programımda çalacağım' diyor, kimi 'Ben 50 grubun 150 albümünün 1500 şarkısını sindirmeden 51. gruba geçmek istemiyorum.' diye muhalefet yapıyor. Bazıları ise hiç seçici olmadan radyoda duyduklarını, televizyonda gördüklerini, kendilerine pazarlananları aynen kabul edip, onları içselleştirip, onlara anlam katıyorlar veya onların anlamlarını arıyorlar. Hiç hoşlaşmasam da son zamanların değişmeyen popüler isimleri Britney Spiers, Limp Bizkit, Eminem bile bu etkileşimi gayet doğal bir şekilde yaratabilecek isimler. İyi veya kötü, kaliteli veya değil müzik müziktir... Bu isimlerin birilerine bir şey ifade etmeleri yeterli müzik yapmaları için.

Peki onlar kendi aralarında geyik yapa dursunlar, takılsınlar biz bu geyiği profesyonelliğe taşıyan müzik basınını ele alalım.

Wire dergisini ele alalım mesela. Belki objektif olarak bakılırsa dünya müzik piyasasındaki en saygın, en iyi dergilerden biri Wire; ama ben yinede bu dergiyi çok gereksiz buluyorum. (Güya) müzik eksperleri tarafından itinayla hazırlanan bu derginin, itibarıyla müzisyenler için bir seçici otorite olması tartışmaya ve dalga geçilmeye çok açık bir durum. Wire okuyup, okuduğu eksper yorumları başkasına satan ya da satmasa bile Wire okuduğu için kendini kaliteli müzik dinleyicisi sanan tüketici okurları ise bu derginin ve bu piyasanın cabası. Eee... Hani bu derginin müzik piyasasına, müzisyenlere katkısı. (Kendilerine katkıları vardır herhalde, iyi para kazanıyorlardır muhtemelen.) Ben bu katkıyı göremedim, anlayamadım. Katkısının olması gerekiyor mu peki?!.. Yoo...

İkinci olarak radyo programlarını ele alalım. (Her ne kadar pek çoğu profesyonel olmasa da ve her ne kadar bu programları yapanlar bildiğim, tanıdığım kadarıyla genelde müzikten anlayan insanlar olsa da) Radyolarda entelektüel takılan programlarda yarım saat müzik çalınıp yarım saat grup ya da sanatçı hakkında bilgi veren, grubu inceleyen konuşmalar yapılan radyo programlarına ne demeli. Saygı duyup, bir şeyler öğrenme hevesiyle dinlemeli mi? Yoksa 'Yeter sıkıldım! Çalacaksanız müzik çalın' deyip dinlememeli mi?!..

Her gün onlarca haberle, yazıyla, kritikle güncellenen web siteleri n'oluyor. Marilyn Manson'un Japonya turnesinden günlük haberler, Geri Halliwel'in en son kiminle çıktığı gerçekten çok mu önemli? Ya da NME.com'un müzik eksperlerinin bilmem kimin son albümü hakkında ne dedikleri, kaç puan verdikleri gerçekten çok kayda değer kriterler mi? Yoksa dinleyicilerin o albümdeki şarkılar hakkındaki düşünceleri, o şarkıların dinleyenleri için ne ifade ettiği o eksperin yorumundan daha mı ağır basmalı?

Ya da Muratturat'ın Stüdyo İmge.com'daki müzik basını hakkındaki desteksiz/tutarsız yorumları gerçekten vaktinizi ayırıp okumanıza değer şeyler mi? Ben sözde bir profesyonel olarak bu çelişkiyi aylardır yaşıyorum.

Sonra grupların/sanatçıların kültür sanat toplantıları adı altında sosyolojik, psikolojik, abuksubukolojik mercek altına alınması olayı...

Değişik basın organlarında çeşitli röportajlarda geçen 'Neden sol majör notasını sık kullanıyorsunuz? Şu şarkıyı yazarken neler hissettiniz?' soruları sorulmaya; ve bu soruların sadece arayınca cevabını bulabileceğiniz kasıntı cevapları gerçekten okumaya değer mi?

En çok satanlar listesi, en çok dinlenenler listesi, Stüdyo İmge'nin, Wire'ın, NME'nin bu hafta sizin için seçtikleri listesi sadece göz boyamacı girişimler değil mi? Asıl önemli olan müzik, asıl önemli olan müziğin dinleyiciye ne ifade ettiği değil mi? Anlıyorum amaç bir dinamik, bir etkileşim yaratma, fikirleri paylaşma çabası. Bu da çok insancıl. Ancak işin içine ekonomik kaygılar girince işin ölçüsü kaçabiliyor. Müzik basını tarafından yaratılmak istenen bu etkileşim sanatçının dinleyicisiyle arasında yaratmak istediği etkileşimin yanında çok ama çok yapay ve hatta gereksiz kalıyor.

Müzisyenle müzik sever arasında birebir yaşanması gereken bu güzel, insancıl etkileşimde üçüncü şahıs olarak bok yemesi gereken müzik basınına hiçbir alternatif sunmadan kaba bir şekilde susun da müzik dinleyelim diyorum!..
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
East of the Sun
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro