Murat BeşerGaziosmanpaşa’dan geliyordu her pazar Beyazıt’a, elinde içinde birkaç plaktan fazlası bulunmayan poşetiyle. Geldiği göçmen semtinde rüzgar batıdan esiyor; düğünlerde göbek atmak yerine Latin, Bossa, Samba yapılırken, akşamları evlerin neredeyse tamamında bulunan bahçelerde gençler gitar, akordeon çalıp, şarkı söylüyordu.
Müzikli bir kültürü yaşayan bu halk için en cazip ortam düğün salonlarıydı. Farfisa orgların gıcırdadığı, Hoffner gitarların inlediği, Framus basların homurdandığı disko toplu salonlar, Deep Purple, Santana, Rare Erath ve Osibisa şarkılarıyla dans edenlere kucak açardı. 1.5 yaşından beri, İstanbul’a en fazla uzun saçlı hippiyi armağan eden semtte, bu modern havayı soluyarak büyümüştü Zappa Çetin.
Semte bu havayı getiren çılgınların başını, Reis lakaplı Tantana Mustafa çekiyordu. Reis ilk hippilerden biriydi ve semtin orta yerinde bulunan evinin altına açtığı Tantana Kıraathanesi ile, adeta bir dernek başkanı, bir siyasi partinin gençlik kolları gönüllüsü gibi hizmet veriyordu, kendisine özenerek saçını uzatmaya heveslenen semt delikanlılarına.
Duvarları rock müzisyenlerinin grafik çalışmaları ve posterleriyle, sürekli dönen plaklardan oluşan zengin bir koleksiyonla süslenmiş ve giderek kalabalıklaşan mekanında, dönemin ünlü simaları dahil sayısız müzisyeni bir yandan ağırlıyor, bir yandan pişiriyordu.
Zappa Çetin’in abisi de, bu kıraathanenin müdavimi, ilk hippiler kuşağının mensubuydu. O aşkla, babasına borç harç bir Dual HS130 aldırmış, ilk iş olarak da 10 yaşındaki kardeşini bir roker olarak örgütlemişti. Ancak kısa sürede boynuz kulağı geçmiş, Zappa Çetin, abisinin pikabına fiili zimmet uygulamakla kalmamış, eline geçen tüm harçlığı biriktirerek plaklara yatırmaya başlamıştı. 1997 yılında henüz 11 yaşındaydı ve ilk plağını almıştı bile; yerli korsan baskı Boney M Orchestra.
Bulgar göçmeni, Avusturya doğumlu, İstanbul’da yetişme ve yaşamının en uzun zaman dilimini Almanya’da Alman vatandaşı olarak geçirmiş biriydi Zappa Çetin. Liseye başladığı yıl 12 Eylül askeri darbesini görmüş, elini eteğini dışarıda gördüğü insanlık dışı ilişkilerden çekerek kendini müzik ve müzisyenler aracılığıyla ifade etmeye başlamıştı. Tüm zamanını müziğe veriyor, abisine ve onu eve topladığı arkadaşlarına DJ’lik yapıyordu.
Adına sıfat olacak kadar yaşamında bir dönüm noktasına tekabül eden ilk Frank Zappa plağını abisinin elinde görmüştü; yerli Melodi baskı Zoot Allures. Bu garip müziği, keşfetmediği bir cennete açılan kapı gibi gece gündüz dinledi, haftasına kalmadan da elinde biriken harçlığı Silvana Plak’a giderek Apostrophe albümüne yatırdı. İkincisi daha bir afallatıcıydı, ancak bir sabah evden çıkarken, güneş vuran sedir üstünde unuttuğu ve akşam geldiğinde de yamulmuş olarak bulduğu için ne yazık ki sadece iki hafta dinleyebildi Apostrophe’u.
Baskısı tükendiğinden ikincisini uzun süre alamadı, yıllarca dinleyemedi. Bu süre zarfında kendini Uriah Heep’in Magician Birthday albümüne vurdu. O günden sonra oluştu Apostrophe ve Zappa takıntısı, ki bu takıntı zaman içinde de kendisi için bir lakap halini aldı. Aradan beş yıl geçmişti, Alman baskısını bulduğunda sevinçten gözleri kararmıştı. Sonra bulduğu her yerde aldı bu plağı, birkaç yıl içinde altı tane olmuştu elinde. Ben de bir çok arkadaşım gibi ilk Apostrophe plağını onda görmüştüm, bir tanesini takas için Beyazıt’a getirdiği günlerde.
Diğerlerinden daha farklı bir hali vardı; ufak tefek, çelimsiz, dağınık kısa saçlı ve meraklı bakışlıydı. Plakları ince parmaklarının ucuyla büyük bir zarafet içinde inceler, insanlarla kelimeleri tek tek seçerek ince sesiyle özenle konuşurdu. Rastladığımız en titiz plak meraklısıydı Zappa Çetin.
Merakları da zamanın genel roker profiline yakın değildi. Zevk bahçesine ektiği soul, funk çiçekleriyle değişik plaklar görmemize neden oluyordu. Bir Beyazıt akşamının çay içiminde anlatmıştı, pikaptan evvel bir kasetçalara sahip olduğunu, akşamları yatarken kulağının dibine sokarak, nasıl karışık kasetler içinde yer alan Skretch parçası Why Did You Do It’i kendine milli marş yaptığını.
Beyazıt yıllarında Almanya’dan getirdiği plaklar, bizim için yeni heyecanlar yaratıyordu. Dönüşünde Apaçi Ayhan kılavuzluğunda evinin yolunu tutuyor, gece geç vakitlere kadar yeni gelen plakları dinliyorduk.
Kırılgan dış görüntüsüyle bütünleşmiş titizliğinin tamamlayıcı takım taklavatlarıydı, yine ilk kez onda gördüğümüz antistatik bezler, özel plak kılıfları ve toz alıcı fırçalar. Her plağı dinlemeden evvel silişi ona aristokrat bir hava veriyordu. Bir nevi rock hayendcisiydi. İki plağı vardı ve plakları temizlik durumuna göre birinde ya da diğerinde dinliyor, aynı şekilde farklı müzik türleri için farklı ampli ve kolonlar kullanıyordu.
Ona bu konuda tam bir tezat oluşturan Apaçi Ayhan’ın dinlemek için plak alamadığı tek kişiydi Zappa Çetin. Şüphesiz tanıdığımız en büyük Zappa koleksiyoncusuydu. Bootleg ve korsanlarla ilgilenmediği halde, sadece albüm formatında 100’un üzerinde plağa sahipti. Özellikle plakların ilk baskı olmalarına ve kondisyonlarına karşı hassastı, böyle plaklar buldukça yedekleyerek alırdı.
Zappa’da onu çeken şey, plaklarının az bulunuyor olmasından kaynaklanan bir fetişin ötesinde; melodik yapı, kalabalık düzenleme, virtüözite, alay duygusunun gelişkinliği, zeka ve anarşizmdi. Müziğinden yola çıkarak el yordamıyla tanımaya çalıştığı kişiliği çok şey ifade ediyordu ona. Anarşist Zappa’nın klasik rakçılar tarafından pek tanınmıyor oluşu ise, Çetin’i bir başka keyiflendiriyor; bunu her anlatışında kendini özel görmesine yardımcı oluyordu.