Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


White Rose Movement broşürü fırlattı!
Semra Uygun

Nazi Almanya’sının Nazizm karşıtı direniş örgütünün adıdır White Rose ve bu aktivistlerin 1943’te Münih Üniversitesi’nde merdiven boşluğuna fırlattıkları bir avuç Hitler karşıtı broşürle başlar hareketin kendisi. “White Rose Movement” adı da böylece çıkar ortaya. Amaç akademisyenleri, halkı yapılanlardan haberdar etmektir. White Rose, “inglorious bastards” gibi takılarak döneme ve harekete damgasını vurur. Yıllar sonra 2006 yılında İngiltere’de kurulacak olan post punk, electro tarzındaki bir müzik grubuna da isim babalığı yaparak zihinlere derinlemesine işler. Ne de olsa müzik çıkmayan lekelerdendir. Kulaklarda, kalplerde, beyinlerde kalır. Zorludur. Nasıl ki White Rose, 1943 yılında bir gestapo casusu nedeniyle ispiyonlanıp dağıttıkları broşürler yere düşmeden kanlı bir şekilde ortadan kaldırıldıysa, White Rose Movement da geçtiğimiz günlerde sitesinde yayınladığı bir bildiriyle dağılma kararı aldığını açıkladı. Yani “White Rome Movement” broşürü fırlattı.. Makus kader, lanetli tarih beyaz gülün peşini bırakmadı. Not, “bu son” diye başlıyordu…

İstanbullu takipçileri için White Rose Movement konseri iki açıdan şiddetle önemliydi: Grup sonsuzluğa karışıyordu ve doğum sırasında ölen kadınlar gibi gitmeden önce bir bebek, bir “son” albümünü bırakıyordu. Grubun sonunu hazırlayan, hala varlığı tam olarak anlaşılamamış, ortada kalmış, yalan olmuş bir albüm. Öksüz bir albüm. Zira bu albüm için yeterli desteği bulamayışları ve bir albümü dört sene gibi bir zaman dilimde ancak kotarabilmiş olmaları grubun canına tak etmiş, stresli, kaygılı, kırılgan ve anti esnek bir tavırla havlu atmışlardı. Hal böyle olunca da; son üç konserinden ilkini İstanbul’da veren bu ince yapılı ve ruhlu çocukları son bir kez dinlemeden olmazdı. Tamam, ‘Love is a Number’ ya da ‘Girls in The Back’ candı, sadakatti ama yetersizdi. Neden hiçbir beyaz gül uzun soluklu olamıyordu? İnsan bu denli önemli bir eyleme iki gün sonra solan bir çiçeğin adını nasıl verebilirdi? İsimlerle hayatlar arasında nasıl bir bağ vardı ki?

White Rose Movement’in en talihsiz yanı şüphesiz yeteneğine ve kapasitesine göre fazla duyulmamış olmasıdır. Yoksa böyle bir müzik grubunun çok daha parlak yerlerde, en azından The Killers gibi gruplarla aşık atıyor olması gerekirdi. Oysaki o hep underground kalmayı tercih eder gibi davrandı ya da belki de şirketi, PR’ı tarafından böyle kalmak zorunda bırakıldı. Post punk’ın alnı ve yolu açık fakat bahtı kara temsilcileri, ülkemize de ikinci kere gelerek onur verdi. Bu konser son üç konserden ilkiydi. O gece Babylon’un en güzel ibadethaneleri kıskandıracak akustiğinde yarı deneysel yarı progresif bir konsere imza attılar. Öyle ki solist Finn Vine bir ara kolonlardan birine çıkıp ellerini iki yana açtığında, tıpkı İsa gibiydi. Yeni albümden özellikle bir iki parça da ayinsel bir havayla sunulunca dinsel tablo tamamlanmış oldu. Grubun Myspace sayfasında da fazlaca beğenilen ‘Helsinki’, ‘Cigarette Machine Club’, ‘The Stairs’, ‘White Swan’ ve tabi ‘Small and The Witches Revenge’ arka arkaya geldi. Bu şarkılar grubun temel sound’undan biraz daha karanlık ve kışkırtıcıydı. Hele ki Poppy’nin ‘Small and The Witches Revenge’i tıpkı bir cadı gibi söylemesi seyircinin ister istemez kendinden geçmesine ve Bacchus ayinlerindeki gibi ileri geri salınmasına neden oldu. Fondaki post punk Londra sound’undan bahsetmiyorum bile. Çünkü White Rose Movement demek; dar pantolonlu, dağınık saçlı, soğuk yüzlü tipik İngiliz hareketi demek. Mavi kan demek. Onca uzaklıklarına rağmen dinleyenleri şarkılarına iki eşlik edince, iki hoplayıp zıplayınca yelkenlerin suya inmesi; Akdeniz’i aşıp Marmara kıyılarına varması demek. “Sizi özledik, sizin için geldik, İstanbul şahane” demek. Finn Vine’ın bir ara çılgınlar gibi viski aşermesi ve Poppy’nin ona hizmet etmesi, bizlerde “tamam yerini sevdi, ısındı” hissi uyandırırken; bilgisayar oyunlarındaki tuhaf tiplere benzeyen bu adam alkol – eğlence - Türk insanı arasındaki espriyi de yakalamış oldu. O tuhaf tip artık eskisi kadar tuhaf gelmiyordu. Hele ki kendine uzatılan elleri tutması, selamları alması ayrı bir jest ve gönül kazanma girişimiydi. Belki İngiltere’de bile hala hak ettiği değeri görmeyen bu grubu biz sevebilirdik. Hatta yeni albümü şimdiden sevmiştik bile. Ama di’li geçmiş zamanların, keşkelerin kurbanı olduk. Çünkü “Kick” gibi bir albümden ve hala meçhul ikinci albümden sonra grup basbayağı veda ediyordu işte. Hoşçakal demesi de böyle oluyordu. Ufak bir turne ve eşe dosta iade-i ziyaret.

White Rose Movement, konserde yegane albüm “Kick”ten hemen hemen her parçayı çaldı. İlk konseri kaçırmış bir ben için bu konser enerji, heyecan ve şaşkınlık demekti. Öyle ki, alem bilir ‘Love is a Number’ benim şarkımdır, bu şarkıda nasıl bir aşka geldiysem bu halim Finn Vine’ın bile dikkatinden kaçmadı. Yaklaşık 10 dakika şarkıyı bana bakarak söyledi. Yanımdakilerin şaşkın bakışlarına maruz kalır vaziyette, kendimi seçilmiş kişi gibi hissettim. Spotların aniden üstünde belirdiği bilet talihlisi, ilahilerin söylendiği anda gökten zembillerin üstüne yağdığı kutlu kişi. Finn Vine’ın bana abartma hakkını verdiği bu dakikalar benim için konserin pekiştireciydi. Herkes dans etti, herkes zevke geldi. Ben de böylece apayrı sevinmiş oldum. Zaten öndeki erkek grubu Poppy’den sebep fazlaca gevşek vaziyetteydi o ayrı. Ön grup Wufi’nin kitlesi daha kalabalık olmasına rağmen, White Rose Movement’ın kitlesi severek ve isteyerek orada olan insanlardan oluşuyordu. Dans edişlerinden, duruşlarından, şarkılara eşlik edişlerinden, sıkılmalarından, ilgisizliklerinden yani rahatlıklarından anladım bunu. Hem grup seyircisini ve şehri seviyordu hem de seyircisi gruba elvedayı bir borç biliyordu. Yani o gün grubun kalan 15 t-shirt’ünden bir tane satın almak namus meselesiydi.

White Rose Movement ikinci albümünü şu günlerde tamamladı ve yakında internetten online olarak sevenlerine armağan edecek. Bunu mükemmeliyetçiliklerinin geç gelen bir ürünü olarak görüyorlar. Evet, White Rose Movement’çılar son albüme ücretsiz sahip olacaklar. Son albüm son sözden sonra geliyor. Not "bu son" diye başlıyor…

“IT IS THE END


It is with great sadness that we announce that the collective that has been White Rose Movement has decided to call it a day. It has been a very hard decision to make, White Rose Movement has been our lives and passion for these past few years.

We were lucky enough to release our first album which we are all proud of, unfortunately, the second has proved more difficult. Although it has been finished for some time, we have faced many brick walls and without the relevant support, it has proved a struggle to sort its final flight into the public domain. It's an album that we have spent much time compiling and we hope that you'll get to hear it somehow so that your waiting has not been in vain.

We would like to say that your support has been absolutely incredible. It has been a pleasure playing to you in your cities and we thank you profusely for the opportunity to do so. We've had some of the most outrageous, fun, hilarious and at times surreal moments with this band and we won't forget a single second.

Some of you have become our good friends and our loyal supporters and it's wonderful to know that our music made some sort of connection with you. This makes this goodbye all the more painful. There's a lot of love in this band and despite its demise, we will remain the best of friends.

We would like to say that our last three shows will be the following: Babylon, Istanbul on the 26th of March Suite Festival in Madrid on the 15th of April Sala Santana 27 in Bibao on the 16th of April

We hope you can join us,

Team White Rose x”

Dost Mekan
Salon İKSV
Hadi indir !
NITRO - We Are Nitro
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Sosyal Ağ