Eylül
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


Aziza A'nın "Kendi Dünya"sı.
Deniz Durukan

Almanya'da doğup büyüyen Aziza A., müzik hayatına Berlin'de başladı. Almanya'da çıkardığı ilk albümü 'Es Ist Zeit' ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde verdiği konserlerle tanınan Aziza.A, Türk seyircisiyle 9-10 Kasım tarihlerinde Babylon'da verdiği konserlerle buluştu. Sahnede oldukça profosyonel olan Aziza.A, dinleyicilerine inanılmaz bir müzik ziyafeti çekti. Yarım yamalak Türkçesi, sempatik tavırları, doğallığı ve 'Kendi Dünyası'yla hem gözümüze, hem de ruhumuza seslendi. Albümünde hip hop söylemini kullanarak, funk, alaturka, caz, drumn' bass, soul, regee ritimlerinden de yararlanan Aziza. A., Türkiye'de hip hop'u ilk defa farklı bir şekilde kullandı. Sound olarak soft bir çalışma yapan sanatçıyla, bol kahkalı, oldukça içten bir röportaj yaptık.

Yaptığınız müziği doğu batı sentezi olarak nitelendiriyorsunuz. Kimi müzisyenler bu sentez anlayışına karşı çıkıyor. Sizin, doğu kültüründen gelip, batıda yetişmeniz belki de sizi buraya yönlendirdi. Bir kültür karmaşası yaşadınız mı?
O karmaşa artık geçti. Daha doğrusu alıştık. Herkes kendine bir yaşam tarzı seçmiş. Almanya'da ki Türkler, bu yaşadıkları çift kültürden dolayı bence büyük bir zenginlik içersindeler. Hem doğudan, hem batıdan bir çok şey aldık ve o farklı tatları yaşadık. Bu rahatlık veriyor bana. Türkiye'de doğup, büyüseydim nasıl olurdu bilmiyorum. Ama bu iki farklı kültür içersinde olmak, bana çok doğal geliyor, garipsemiyorum.


Berlin'de doğmuşsunuz. Çocuklukta Türk kültründen nasıl etkilendiniz. Yani evde ne tür müzik dinlenirdi, o kültürü nasıl aldınız?
Babam türküleri, annem de sanat müziğini çok sever, dinlerdi. Yani daha klasik şarkılar. Ağbimle biz de, daha çok gençlerin dinlediği müzikleri dinlerdik. Bu anneme biraz gürültülü gelirdi, ama babam severdi. Aslında her tür müziği dinlerdik. Ailece toplandığımızda annem şarkı söylerdi.Onlar farketmeseler de o müzikleri dinlerken, çok şey aldığımızı farkettim.

Yıllık izinlerde Türkiye'ye gelir miydiniz?
Her Almancı gibi senede bir tatillerde gelirdik.

Almanya'dan, Türkiye'de ki olayları izler miydiniz?
Tabii, çanak anten ve kablolu TV sayesinde Kanal D ve TRT'yi izliyoruz. Ama ben, televizyon çok izlemem. Sonuçta Türkiye'ye haber olarak uzak kalmıyoruz.

İçersinde bir çok motifi barındıran, ama hiphop söyleminde müzik yapıyorsunuz. Bu siyah kültürden çıkan, sokağın sesini de duyuran bir müzik. Siz de Almanya'da, belki de kendi sokağınızın sesini yansıtıyorsunuz. Alt kültürden, sokak kültüründen bahsedelim, ya da kendi dünyanızdan bahsedelim.
HipHop, sokak kültüründen oluşmuş bir müzik tarzı. Bunun okulu yoktur, work shopları vardır, ama kendi kendine öğrenirsiniz. Zencilerin uğradığı baskı, ırkçılık yüzünden Amerika'da çıkan hiphop, bu sebeple sokakta oluşmuş, gidecekleri yer olmadığı için de sokakalarda buluşurlarmış. Bu tip ırkçı saldırılar Almanya'da da oluyor, ama sadece Türkler'e karşı değil, dışardan gelen her yabancıya karşı aynı davranışı gösteriyorlar. Almanya'da gençlerin buluştuğu, devlet eliyle yapılan evler var. Gençler orada buluşur ve konuşurlar, bu tarz düşüncelerini orada oluştururlar. Hiphop oralarda oluştu. Ben bu anlamda HipHop müziğini sokaktan kaptım diyemem. Çünkü sokaklarda büyümedim. Kendi sesimi oluşturdum. Sosyal yaşamı kuvvetli bir ülke Almanya. O yüzden hiphop orta halli ailelerden çıkan bir müzik türü. Yani Almanya'da yapılan hiphop'ta yoğun olarak street (sokak) atmosferi yoktur. Öyle takılanlar var, çünkü hiphopun ilk görüntüsü cool'dur. Onların da hoşuna gider bu. Aslında böyle bir şey yaşamamışlardır.

Hiphop'un çıkış nedeni olan ezilmişlik, ırkçılık, sizin bu müziği yapmanızda anladığım kadarıyla etken olmamış...
Her ülkede çıkan hiphop aynı değildir. Hepsinin kültürü farklı. O yüzden tarzlar da farklı,
ama hiphopun çıkış nedeninde isyan olduğu için, ona yönelik bir uslup vardır. Almanya'da sosyal refah düzeyi yüksek olduğu için, birebir öyledir diyemem. Böyle yaşayan gençler de var, ama azınlıktır. Zengin bir ailenin çocuğu da rap yapıyor, ilgi de çekiyor. Sokaklarda yaşadım, o kültürden beslendim desem, yalan söylemiş olurum. Rap'in özelliği kendin ol, gerçeği söyle!. Ben de kendi gerçeklerimi söylüyorum. Klişelerden kaçınıyorum. Sahnede de öyle hiphop'ın şatafatlı kıyafetlerini giyinmiyorum. Çünkü öyle değilim. Mesela cazda bir çok tarz vardır. Herkes kendi ürettiğini, o müziğe yansıtır. Benim için sanat budur. Eğer oyuncuysam, bir Yılmaz Güney, ya da Cüneyt Arkın gibi oynarsam, saçma olur. Ama onun tarzını alıp da, kendi tarzımı katarsam bunu benimserim, özeldir. 'Kendi Dünyam' adlı albümde bunu yaptım. Dinleyen bu hiphop mı diye sorabilir. Çünkü içine funk, soul, caz, reggae, drum' n bass, alaturka kattım. Hepsi benim çok sevdiğim müzik tarzlarıdır. Bu sevginin içinde hiphop da var.

Son derece karizmatik bir yapınız var. Tipiniz de öyle. Bildiğimiz hiphopçulara benzemiyorsunuz, hem çok kadınsı, hem de (özellikle sahnedeki dansınız ve tavrınızla da) erkeğe özgü bir duruşunuz var. Bu duruş, Hiphop'un da erkek söylemine yakın olmasından kaynaklanabilir mi?
Rap erkeklere has bir müzik değil bence. Hayatımdan çok memnunum, erkek olmak istemiyorum(çok gülüyor).
Şarkında 'Yak ama yakılma, tak ama takılma' diyorsun. Bu söylem bazı şeylerden korunmak anlamına mı geliyor.
Yaşamın içinde kendimizi dinlemeyi bıraktık. Öyle bir eksiklik hissediyorum. Oturup da ben ne hissediyorum, ne istiyorum demek gerekir. Diyelim ki aşık oluyorsun. Ama oturup bunu söyleyeceğine, naz yaparsın, için gider ama, yüz vermezsin. Gider arkadaşının dizinde ağlarsın da, gurundan ona anlatamazsın. Buna karşı çıkıyorum, numara yapma diyorum. Ne hissediyorsan ona göre hareket et. Eğer o sana uygun değilse de çık git. Yani orada sana verilen; naz yap, ateşle, ama ateşlenme önerilerine karşı çıkıyorum. Yanıp, kavrulabilirsin de hayatın gerçeği bu. Bir anlamda kendin ol diyorum.

Ah etme! gibi bir durumda var şarkılarınızda.
Evet, var. Zaten insan tek karekterli değil ki. İçinde otuz beş çeşit karakter de var. Gerçi zırt pırt değişmiyorum, ama o benim karekterimi oluşturuyor. Sosyal kritik yapıyorsam, politik kritik yapıyorsam, bu demek değildir ki benim iç dünyam yok. Bana acı veren şeyleri de dile getiriyorum.

Uzun zamandır yurt dışında sahne alıyorsunuz. Peki oradaki izleyiciyle, burada ki izleyici arasında nasıl bir fark gördünüz?
Almanya'da çıkardığım ilk Cd Almanca -Türkçe karışıktı. Almanlar, Türkçe seslendirdiğim parçaları dinleyince, önce şaşırdılar, ama sonra çok kolay benimsediklerini gördüm, her şeye açıklar. Dinleyicilerimin arasında Almanlar da var, Danimarka'da da çıktık, orada da Türkler vardı. Türkçe bilmemelerine karşın, Almanlar da benimsediler, belki müziğin ritminden yakaladılar, ama en çok eğlendiğim yer Londra'da olmuştu. Burada verdiğim iki konserde insanlar çok büyük bir konsantrasyon gösterdi. Sıcaklık anlamında burası, Türkiye daha sıcak.

Burada yaşamayı hiç düşünmez misiniz?
Tabii, niye olmasın... İstanbul olabilir. Ama rahat olmam gerek, buranın bir günü, Berlin'in üç dört günü gibi. Almanya'dan beraber geldiğimiz arkadaşlar çok şaşkın. 'Şimdi bir hafta dinlenmem gerek' diyorlar. İstanbul çok hareketli, çok güzel. Berlin gibi bir çok kültürü içinde barındırıyor. İstanbul'da insan her an bir süprizle karşılaşabilir.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
East of the Sun
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro