Eylül
01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


'Sadece röportajlarda da değil' – Will Oldham
Stüdyo İmge

Röportajlarda belirsiz ve şüpheli biri olma eğiliminiz olduğunu biliyorum.

Will: Sadece röportajlarda da değil.

Neden böylesiniz?

Will: Bilmiyorum. İnsanlar böyle işte. Çok sık karşılaştığım bir eleştiri bu. Bilirsiniz bir cümle içine 16 – 18 kelime kullanacaksınız ve sonunda bu kelimelerin diziliminden bir mana çıkacak ve bu cümle bir şey ifade edecek. Bu anlam muhakkak doğru olmayabilir. İnsanlara kendimi yalnış ifade ettiğimi hissetmektense beni daha yoğun sorularla aydınlatmalarını tercih ederim.

Röportajlarınızı okuyor musunuz?

Will: Evet. Genelde albüm kritiklerini okumam ama röportajlarımı elbette okuyorum. Tekrar röportaj vereceğimi göz önünde bulundurunca bu akıllıca bir şey.

Pekala, bana yardımcı olun. Soracak derin sorularım var. Daha kolay olanlarla başlayayım. Şarkı sözleri olarak şarkılarınız her zamanın parçası olabilecekmiş gibi. Bu açıdan erkeklerin Sürekli içsel mücadelelerinden bahsediyor gibiler, daha az somut şeylerden. Bu çeşit bir içsel kargaşa kişiliğinize neler getiriyor?

Will: Hayatta en hayran olduğum insanlar gerçek bir işe ve yapacak şeye sahip olan insanlar. Bir şekilde onlarla birlikteyken bu meseleleri somutlaştırabiliyorsunuz. Ama ben bu konuda pek yetenekli değilim sanırım. Ben de kendime işsizliği iş edindim diyebilirim. Çünkü öteki türlü işin içinden çıkamazdım. Ve müzik de olmasaydı ben bitmiştim.

Çok açık olarak soruyorum: Kendinizi pek çok diğer insandan daha depresif görüyor musunuz?

Will: Bugün değil.

(Kahkaha)

Peki bu kabul edildi. Yaşsız bir duyguyla yazılmış şarkıların, modern dönemi çağrıştırması için yazılan şarkıların çağrıştıramadıklarını çağrıştırabilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Will: Mümkün oldukça güncel olmayı deniyorum.

Yani gerekli gereksiz bir kasıt yok?

Will: Hayır gerekli veya gereksiz kasıtlı bir şey değil. Ama müzik dinlemek ya da kitap okumak konusunda kendimi belirli bir zamana odaklanmış görmüyorum, güncel veya eski...

Kastettiğim yaptığınız şeylerin zamanda spesifik bir yerinin olmadığı; onları eskiymiş gibi yazmayı deniyorsunuz demiyorum.

Will: Sanırım belirli bir zamanla birlikte gelen bir müzik dinlememenin etkisi müziğin şey olmasına bağlı... Ya! yani 1940'da yapılmış müziğinde benim dinleme standartıma uyabilmesi, 2000'de kaydedilmiş müziğinde benim dinleme standartıma uyabilmesi.

Evet ama bu genelde insanların kendileri için belirlemedikleri bir standart. Sanırım pek çok insan 1940'lı yılların müziklerini günümüzde alakasız bulacaklardır çünkü o 60 yıl öncesinin müziği.

Will: Güzel de o müzik hala satılıyor etrafta. Ben hala Raymond Scott dinliyorum. O zaman günümüzde varolmayabilir; neden o zamanlarda müziğin o zamanda yapıldığı gibi yapıldığını da bilmiyorum. Ama öyle bir şekilde yapılmış ki beni etkiliyor.

'I See a Darkness' şarkısı farklı şekillerde yorumlanabilir, ve ben bunu sizin kasti olarak yaptığınızı düşünüyorum. Çoğu insan için şarkı ölümü işliyor, bazıları için ise depresyonu. Şarkı size ne ifade ediyor?

Will: Lisedeyken bir kız bana insanın kendini iki şekilde boyayabileceğini söylemişti: biri aslında iyi olan bir insanın kendini dünyaya şeytan gibi gösterebilmesi için boyaması, diğeri ise aslında şeytan olan insanın kendini iyi biri olarak gösterebilmesi için boyaması. Bana hangisi olduğumu sormuştu bu kız. Ben sanırım ikincisiydim – aslında şeytan olan ve kendini dünyaya iyi olarak göstermeye çalışan biri – şarkının temeli bu işte.

Şarkı ölümü temsil etmiyor yani. Görünürde 'Yaşamak için bir dürtüm var, bunun yok olmasına izin vermeyeceğim' gibi şarkı sözleri çok bariz gibiydi.

Will: Johnny Cash'i şarkı söylerken dinlediğinizde ölüm çok daha hüküm sürücü geliyor bence. Ama kesinlikle ölümle ilgili hiçbir şeyi o şarkıyı yazarken düşünmedim.

Ölümden korkar mısınız?

Will: Yıllarca çok korktum evet. Bu yılda korkuyorum. Ama bugün değil.

Sadece yaşlanmakla mı ilgili? Herhalde hepimiz kendimize uzak görürüz ölümü.

Will: Sanırım bu kader. Ölümün kaderin/yaşamın bir parçası olduğunu düşündüğüm zamanlarda ölümden korkmam. Ama olumsuz tarafta onun ağırlığını hissettiğim zamanlarda korkuyorum. Bunun ne kadar tatsız bir şey olduğunu düşünüyorum, sanki sonsuza kadar Sürecek bir lanetmiş gibi.

Evvelden Hristiyan inançlarınızın pek olmadığını söylüyordunuz. Ama tanrının olmasından da korkuyorsunuz.

Will: (Gülüyor) Evet!



Will: Bazen evet. Her gün, her zaman değil, bazen işte. Eğer bu sonsuz lanetten kaçışım yoksa Ayetullah Kumeyni'nin de yok. Bu Hristiyan bir inanç değil sonuçta.

Evet, doğru. Kumeyni zaten heralde bunun yanıtını çoktan öğrenmiştir. Ama siz kaderden, bir yazgıdan bahsediyorsunuz Sürekli şarkılarınızda – bir yalnış yaptığınızda o yalnışın size geri döneceği fikri. Sizce bu muhakkak olması gereken bir şey mi?

Will: Öyle olmalı, evet. Bu benim emin olarak hissettiğim bir şey.

Buna örnek verebileceğiniz tecrübeleriniz var mı?

Will: (Kahkaha atıyor) Bir sürü

Johnny Cash son albümünde 'I See a Darkness'ı çaldı ve geri vokalleri yaptı. Bu nasıl bir şey?

Will: Bu nasıl bir şey mi?

Evet. Yani kastettiğim o yaşlı biri. Bir bakıma bir efsane. Sanırım onunla birlikte kaydettiniz.

Will: Çok gerçek dışıydı. Duyguyu tanımlayamıyorum. Sürekli topun üstünde kalmak için çabalamak gibi bir şeydi. Sürekli aklını toparlamaya çalışmak, bunun için olağanüstü effor sarfetmek. Çünkü bu benim birleştiremediğim şeyleri evlendirmek gibi bir şeydi... Hatta bazen gerçek olmak için çok iyi olduğunu bile hissettim. Bunun gibi şeyler işte.

Şarkının onun yorumu olan hali için ne düşünüyorsunuz?

Will: Çok güçlü şeyler hissediyorum. O versiyonunu defalarca kere dinledim.

Şarkılarınız sözleri açısından oldukça gizemli. Eskiden bir sürü şarkıda talihsizlik ve belayla dolu olaylardan bahsediyordunuz. 'Ease Down the Road' evvelki albümlerinize göre daha hafif ve iyimser bir albüm – özellikle 'I See a Darkness'. Bir sürü perişanık geçirdikten sonra sonunda daha eylenceli şeyler yapmaya karar mı verdiniz?

Will: Sanırım 'I See a Darkness'ın amacı: her şeyi karıştırmak ve sonunda bu meymenetsiz her şeyle dalga geçmek.

'I See a Darkness' bir bakıma depresyona kapılmış sürüklenen bir albüm gibiyken ardından gelen yeniler daha istikrarlı ve daimi gibi. Yansıtıcılıktan çok boyun eğici gibi. Hayatınız bu aralar düzene mi girdi?

Will: Hayır, hayır. Hayatım düzene falan girmedi.

Yani tamamen aynı mı?

Will: Hayır, hiçbir zaman tamamen aynı da olamaz.

Kafa olarak?

Will: Sanırım (görünüşte ilgi çekici olmayacak bir tonda) Bonnie Billy hikayesi başladığından beri kafamda her şeyin daha iyi gittiği ya da gidebileceği fikri var.

Bununla kastettiğiniz ne?

Will: Kastettiğim şey belli bir noktaya kadar... İspanya'da çaldığım iki – üç aylık bir dönem; sonra Avrupa'da Boxhead Ensemble ile çaldım, sonra da Avustralya'ya gittim. Bu dönemde yaklaşımımındaki tüm negatif şeyleri keşfetmek zorunda kaldım ve bu her şeydeki yükü silmem gerektiğini. Bunun için bir arkadaşa ihtiyacım vardı, bu da Bonnie Billy oldu.

Palace'ın ilk zamanlarında albümlerdeki kadrolar en fazla beş kişiyi içeriyordu – genelde kardeşlerinizi – 'Ease Down the Road' daha fazla kişiyi içeriyor. Kayıt yapmak sizin için sosyal bir tecrübe mi olmaya başladı?

Will: Bu albüm oldukça sosyal oldu, ve ben bunu insanlarla daha fazla vakit geçirmek için bahane olarak kullandım. Bu bahane müziği, müzikte bahaneyi besledi. Arkadaşım olsun, kardeşim olsun, yeni tanıştığım biri olsun bu müzisyenlerle vakit geçirmeme vasıta olan her kayıt dönemi, turne benim için çok değerli. Çünkü benim insanlarla düzenli etkileşim, iletişim kurabileceğim bir işim yok.

Kadınlar şarkılarınızda büyük bir yer kaplıyor, ama her zamanki gibi esrarlı bir şekilde. Her zaman kadınlara ... ilginç bir şekilde davranıyorsunuz. Mesela 'Viva Ultra'da 'Siz memeli misiniz?/Bizim gibi yer içer misiniz? gibi bir şey soruyorsunuz. Biliyorum öyküsel, çok da kişisel olmayan bir tarzınız var şarkı yazmada, sadece kadınların erkeklerden çok mu farklı olduğunu düşünüyorsunuz, onu merak ediyorum?

Will: Farklı olduklarını düşünüyorum, ama o şarkıda o kadını ve erkeği gözlemleyen insanlara gönderme yapıyordum. Ama sonuçta erkekle kadının çok farklı olduğunu düşünüyorum.

Nasıl?

Will: Nerede bir anlayış olduğunu farz etmeyi ve nerede olmadığını farz etmemeyi öğrenmişim gibi hissediyorum. Ama bu Sürekli kendime hatırlattığım bir şey. Diğer erkeklerle birlikte ne kadar onları anlamaya çalışırsanız kendinizi onların yerine koymak o kadar kolay oluyor. Kadınlarda bu böyle değil ama, onları anlamak için onlarla ilgili her zaman bir eğitime, bir tecrübeye ihtiyacınız oluyor. Bu pek sempatik olabilecek bir şey değil, her zaman. Elbette hepimiz insanız, ama bu cinsiyet işi çok büyük bir şey. Harika bir şey. Genelde iyi bir şey.

Şarkılarınızda seks hakkında çok konuşkansınız, sanırım geleneksel folk'ta seks oldukça ihtiyatla ele alınıyor. 'Fuck' (sikmek) kelimesini gerçek anlamında kulladığınız bir kaç röportaj okumuştum. Aslında pek çok anlamda kullanılabilecek bir kelime bu, ama kontekste anlam oldukça açıktır. Burada bir içsel reaksiyona yol açan bir şey mi var?

Will: Sanırım. Böyle düşünüyorum çünkü seks bu tür müzikte fazla yer verilen bir şey değil. Dinleyende özellikle seksüel bir reaksiyona neden olsun olmasın en azından şarkıyı dinlerken arkasına saklandıkları bazı kalkanları indirmelerini sağlıyor bu. Çünkü, sembolik olarak, kıyafet yok ve müzik dinlerken o hep kullandığınız savunma mekanizmalarınızdan bir kısmını kullanmıyorsunuz. Veya, daha az umumi daha kişisel durumlarda müzik dinlerken daha rahat hissedersiniz çünkü zaten müzik dinlerken zaten daha kişisel bir yerdesiniz demektir.

Neden Bonnie 'Prince' Billy ismini kullanmaya başladınız? Birden bire öylesine mi aklınıza geldi?

Will: Muhtemelen öylesine bir anda aklıma geldi. Ama eminimki öyle bir anda havadan gelmeyen bir sürü uygunluğu da var.

Palace ismini artık kullanmayacak mısınız?

Will: Hayır

Hiç mi?

Will: Hiç

Bonnie Billy'ede aynı şey mi olacak?

Will: Umarım olmaz. Bu ismi seviorum.

Bir arkadaşım sizi New York'daki konserinizde izlemiş ve biraz sinirli göründüğünüzü söyledi. Adı çıkmış bir çekingen olarak insanlar önünde canlı çalmanın sizi biraz korkuttuğu söylenebilir mi?

Will: Ne zaman görmüş beni?

Sanırım Aralık ayıydı.

Will: Aralık... Get On Jolly konserlerinden birinde muhtemelen.

Evet

Will: Bilmiyorum. Üç gece çaldık, Hoboken'de çaldık sonra üç gece Manhattan'da. Bilmiyorum, sanırım beni gördüğü geceye has bir şey olsa gerek çünkü genelde sahne beni korkutmuyor. Mesela en son turnedeki konserlerden birinde beni görmüş olsaydı çünkü onlar çok... Neyse sonuçta bence onun edindiği bu intiba o geceye has bir şeydi ya da çaldığımız müziğin atmosferinden kaynaklanıyordu.

Yani konserler gözünüzü korkutmuyor?

Will: Gözümü korkutmak!.. Hayır öyle demezdim.

Ne derdiniz? Nasıl bir şey sahnede olmak?

Will: Duruma göre değişiyor. Her gece olunca mücadeleye dönüşüyor. Belki bazen biraz göz korkutucu oluyor, ama sanırım göz korkutucu sıfatı... bu kelimeyi bir konser için kullanmak biraz konser üretkenliğiyle tezat bir şey. Havasına çabuk girilmesi gereken atmosferler konserler, eğer giremezseniz yapmak istedikleriniz kısıtlanıyor.

Peki. Merak ettiğim bir şey var: günümüz dışında bir tarihte yaşamak isteseydiniz bu hangi tarih olurdu?

Will: Bundan 100 yıl sonrasında heralde.

Geçmişte kendinizi daha güvende hissetmez miydiniz? Bundan 100 yıl sonrası pek iç açıcı olmayabilir.

Will: (Gülüyor) İç açıcı olmayabilir. Hatta 100 yıl sonrası var olmayabilir. Tam bir bomba olurdu heralde, yaşamak, gerçi bence bu, arabalar icat edildiğinden beri böyle. Hayatımda böyle bir döneme geldikten sonra geriye bir dönüş yapmak heralde çok zor olurdu benim için, hayat çok yavaş düşünsenize, arabaları atlar çekiyor. Ama yine de geçen yüzyılda hayat harika olabilirdi. Çok eğlenceli olurdu. Büyük bir heyecan. Bir de şöyle düşünsene o zamanda doğmuş arkadaşlar edineceksin (gülüyor). Çok eylenceli.

Demokrasiyi seviyor musunuz yoksa karşısında mısınız?

Will: Ayaktakımının yönetiminden bahseden kimdi?

Sanırım Plato'ydu, belki. Öyle olmalı...

Will: Çoğunluğun düşüncesinin kabul edilmesi çok şey ifade ediyor. ABD'de olan şey hükümetin az önemli bir şeye dönüşmüş olması. Böylece bu demokrasi oluyor, gün geçtikçe de hükümetin insanların hayatında daha az rol oynadığını görüyoruz, böylece onların hayatına yaşadıkları politik sistemden çok içinde yaşadıkları koşullar, işleri/meslekleri müdahele ediyor. Böylece insanlar, aile düzenlerinin içinde yaşadıklarını daha çok hissedebiliyorlar, iş düzenlerinin içinde. Belki de hükümetin müdahele edemediği bu alt düzenler totaliter ya da faşist olarak işliyor... Ben bu konuda bir karar veremiyorum.

Bilmiyorum bu konuda ne kadar düşündünüz ama, demokrasiden başka ne tür bir rejimde yönetilmek isterdiniz?

Will: Şu anda Louisville'de hukuk okuyan bir arkadaşım Butan'a hayran. Butan'da ülke hakkındaki her şeye yılda birkaç kez buluşan 12 Budist rahip karar veriyor. Bu işleri yolunda tutmak için iyi bir yöntem gibi. Ama bu arkadaşım Butan'ın yönetimini ele geçirmeyi planlıyordu, düşünsenize çok kolay gibi, değil mi! Sadece barışçıl on iki rahibi egale edeceksiniz. Arkadaşım pulların üzerine koyacağı resmine bile karar vermişti.
(kahkahalar)

Teknolojik gelişmeler ve insanların klonlanabilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Will: İnsanların her şeye hakim olmadan ve emin olmadan yeni insanları bu yolla yaratması fikri çok korkunç. Eğer dinsel olarak bakarsanız bu kürtajdan bile büyük bir günah olmalı. Ama aynı zamanda yeni bir Michael Jackson yaratma fikri de çok heyecanlandırıcı.
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
East of the Sun
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro