Müzikse müzik… Ortamsa ortam... Konserse konser…
Murat Turat ArdağBabylon'a girdigimizde Radio Days sahnedeydi, çoktan ortamini yaratmisti ama seyirciyi hala sahneye odaklayamamisti. Klavyesi ve onun yaninda duran lap-top'uyla takiliyordu. Sonralari herkes havaya girmeye basladi, sahnenin önü yavas yavas doldu… Adamin müzigi ve kendisinden çok sahnedeki kendine güveni göze çarpiyordu, eywallah dedik bizde, bir sey demedik.
Sira Plaid'e geldiginde ise zaten ortamin kopma potansiyeli Radio Days'le doruga çikmisti. Onlarda bu firsati kaçirmadan direk olaya girdiler; Babylon'un sahne arkasindaki duvara gerilmis kocaman bir beyaz perde, müzik binbir çesit degisik görselle destekleniyor, tamamlaniyor. Elektronik müzigin öyle bir handikapi vardir degil mi, çalan tipler sahnede kocaman elektroniklerin arkasinda kalirlar; saklaniyormus gibi, dinleyenle dinleten arasinda bir feedback eksikligi kalir. Bu civil civil Ingiliz ikili buna güzel ve görsel bir alternatif sunmuslar. Sunduklari görseller arasinda gökyüzünde uçan anim kuslardan sahnedeki kendi görüntülerine kadar pek çok sey vardi. Müzikleriyle görselleri arasindaki baglantiyi süper bir sekilde kuruyorlardi, anlatilmaz yasanir, orada olmaliydiniz. Zaten elektronik müzik dinleyip, bu tür mekanlara takilan çogu kisiye asina laflar bunlar. Arada bir ekrana sahnedeki kendi görüntülerini giriyorlardi, ekrani ikiye, dörde bölüyorlardi; elektronik dügmeler üzerinde dolanan eller ve onlarin çikardigi sesler... Çok hos bir görüntü olusuyordu.
Müzik... müzigi soruyorsaniz... Plaid, çogu zaman gitar feedback'lerini andiran gürültülü elektronikleriyle, nabzimizdan yakalayan kalp atisi tadinda baslari ve beat'leriyle, elektronik müzik adina içimizde inatla büyüttügümüz o önyargiyi yikarak, bir nevi teknolojinin hüznünü sundu dinleyenlere. Bir de, dogal olarak, henüz yayinlanan yeni albümleri 'Double Figure'den bolca kesitler...