Stüdyo İmgeFikirsizlik, son yirmi yılın bütün gençlik akımlarına er geç egemen olarak hayatımızı kuşatıyor. Göstermelik 'kültürlülük', 'masum cehalet'i aşağılayarak, sınıf atlama hırsındaki 'çocukları' içine çekiyor. Fark etmek meselesine, kendisini bulma ve onarma düzeyine kapılmadan ortalığa dökülen bir kuşak, kötü çevirilerden apardığı özenti tavırları, zevksizliği ve tutarsızlığı ile dünyamızın gündemini oluşturuyor.
Popüler müzik endüstrisi ve kadın ilişkisi, üzerine söz bile söylemeye gerek bırakmayan Hollywood ve kadın ilişkisinden daha cazip bir konu artık. Haydi, hepimiz bu konuda bir şeyler yazalım. Haydi, minikler boyunuzdan büyük laflar edin ve biz aptallıklarınızı kastaniyet çalarak kutlayalım.
Alanis Morisette, son yılların en rağbet gören kadın şarkıcılarından. Onun yükselişi, Riot Grrrl akımının etkisini yitirdiği günlere denk düştü. Hatta sosyete güzelliğine terfi eden Courtney Love'ın Morisette'ten nefret ettiği, onu delice kıskandığı anlatılır. Madonna'nın şirketi Maverick'le anlaştıktan sonra, Kanada'dan ABD'ye ithal olan Morisette, üçüncü albümü Jagged Little Pill ile uluslararası şöhreti yakalamayı başardı. Jagged Little pill'de sert rock tınılarına ve çığlıklara yakın duran Morisette, kusursuz bir öfkeli kadın görüntüsü çiziyordu. Patti Smith kadar şişirme değildi kuşkusuz. Ama zeka ve sanat gücü olarak da Sarah McLachlan, Lisa Loeb, Ani di Franco gibi kadınların yanına yaklaşamazdı. O da kendi kulvarını seçti zaten. You Oughta Know gibi sıra dışı bir parçayla dikkatlerini hemen üzerine çekti. Toplumda istediği hakları elde ettiğini sanan ve tek derdinin aşk olduğunu zavallı bir biçimde inandırılmış kadınlar, yani Kız Gücü zirzopluğu için yaşı biraz geçkince olanlar için, Alanis ideal bir rol modeldi. Aynı dönemde, marksist feminist Lisa Loeb 'Tanışmak ile terk etmek arasındaki zamana bazen aşk denir', deyip geçerken, şarkılarındaki kahraman kadına yürümeyen ilişkiyi bitirtir, yürüyüp gitmekten söz ederken; Alanis eski ilişkilerinin intikamından söz ediyordu. Sesi, yorumculuğu, şarkı sözü yazarlığı açısından çarpıcılığı tartışılmaz olan Alanis, bir nevi boş isyanların kraliçesiydi. Henüz üçüncü albümünü çıkardığı, daha çok genç olduğu, yeni ve özgün olduğu için affedildi alternatifler tarafından. Sonra 1998'de Supposed Former Infatuation Junkie albümünü çıkardı. Bu kez, çoktan modası geçmiş ABD'li Budist'i oynuyordu. Daha önceki albümden kazandığı parayla biraz dünya görmüş, Hindistan'a gidince de, adet olduğu üzere Buda heykellerinden, kınadan, tütsüden etkilenip dönmüştü. Ne yani fakirlikten, çıplak ayakları çakıl yaralarıyla kanayan çocuklardan, hala Süren kast sisteminden, Pholan Devi'den mi etkilenecekti?
Kafaca Eften Püften Olsa da, Müzisyen Olarak Sıkı
Aynı Morisette, kafaca ne kadar eften püften olsa da, müzisyen olarak ne kadar kayda değer olduğunu bir unplugged albümüyle kanıtladı. Sonra gözler onun yeni stüdyo çalışmasına çevrildi. Artık yenilenmeli, silkinmeli, varsa kendine gelmeliydi. Oysa o ne yaptı? Durmadan aynı çaçaron ve şirret kızı başa saran Under Rug Swept ile geri döndü. Ve bu albümden hemen sonra yine aynı yorumlar. 'İşte kadın şarkıcılar var gördünüz mü, Alanis ilişkilerin kadın yüzünü böyle anlatıyor!' Siz her küfreden kadını feminist, her küfrü de bir kurtuluş hareketinin aracı mı sandınız?
2001'de Birleşmiş Milletler'den Hoşgörü Ödülü alabilecek kadar çok sayıda düzgün yardım konserine çıkan, duyarlı Morisette, aslında çok günümüze özgü, Allahım, söylemeden edemeyeceğim, 'hyper trendy' bir kafa karışıklığının kurbanıydı aslında. Under Rug Swept için pek çok şey söylenebilir: Keyif verici bir albüm. Güldürürken düşündürüyor. Morisette iyi beste yapmış. Enstrümantasyon kusursuz. Vesaire. Ama her nedense bunlardan çok 'ilişkilerin kadın yüzü' meselesi konu ediliyor. Herkes her nedense, bir cinsin ezilmeye karşı mücadelesini, Madonna'nın kalçasına, Mel B'nin dövmesine, Alanis'in bağırışlarına indirgeyip bırakıyor. Yenmeden önce küçük düşür, hiç yoktan küçümse modeli, yine gündeme geliyor.
İktisadi koşullar için talepkar olan ve üretim ilişkileri düzelmeden insanlar arası eşitliğin mümkün olmayacağını savunanlar, popüler kültürün Polly Kasavet Harvey'e giydirdiği sivri topuklu çizmelerin altında ezilmeye mahkum oldular. Miss America kılıklı Fiona Apple, tecavüze uğradım, mağdur oldum, Alaska'da karavanda yaşadım diye diye, İbrahim Tatlıses'in mağarada yaşama uslübuna bir nevi Batı kadını yorumu getiriyordu. Allahım, şu kadınlar, ne ilginç ve acıklılar!
Anlaşılan Alanis Morissette bütün yetenek ve çabasına rağmen kuşatmadan dışarı çıkmayı başaramıyor. Under Rug Swept (Halının Altına Süpürülenler) başlığı altında anlatabileceği dolu öykü varken, suya sabuna dokunmamayı tercih ediyor. Hatta Utopia diye bir şarkısı var ki, yani bir hayal bu kadar sıkıcı olur. John Lennon'dan sonra popüler müzisyenler hayal görmeyi hepten mi unuttular?
Tabii ki, Türkiye'deki hedef kitle için durum iyice içinden çıklmaz bir hal aldı. Bu kadın meselesi konusunda duyarlılık geliştirmeye soyunan, hayatta Diyarbakır filan görmemiş, Babylon'a kadar gitmeyi hareket sayan, sıradan bir konsere gidince mitinge gitmiş duygusuna kapılan ve kendini Sürekli önemli/sıradışı/filozof sanan yeni kuşak için Alanis ağır bile kaçıyor. Onlar ki, bir türlü doğru tercüme edemedikleri İngilizce metinlerden çaldıkları üç cümleyi evirip devirip konuşmaya çalışıyorlar...
Biz sessiz bir biçimde, bir nevi gerilla kamplarına çekilmiş kunduzlar için ise durum açık. Under Rug Swept, bilinçsiz hor görülme harekatının bir parçası gibi. Hayır, Alanis aşkın bizimle ilgili kadın yüzünden söz etmiyor. Hayır, çünkü derdimiz haşna fişna değil. Üstelik aşktan söz ettiğimizde bile, Alanis ile aynı şeyleri söyleyemeyiz. O, Hands Clean'de sevgilisine 'Bensiz bir hiçsin', diye sesleniyor. Biz hiç bir erkeği bir gün arkasından 'Bensiz bir hiçsin' demek için sevmedik, birlikte olduğumuz Sürece 'Sensiz ben bir hiçim' (Without you I'm Nothing) demek için sevdik. Bu nedenle geride açık defter bıraktığımız hiç olmaz. Hayır, cinsiyetçiliğin pozitifi olmaz. Hayır, özel olan o kadar da politik değil. Üstelik aşk kadınlara özgü değil, evrenseldir. Hayır, kurtuluş bilincin şalterini indirmekte hiç değil. Şimdi lüften biraz da istihdamdan, eşit işe eşit ücretten, ücretlendirilmemiş emekten söz edebilir miyiz?