Murat Be?erYıllardır gönlümüzün ücra köşelerinde besleyip büyüttüğümüz, en yakın dostlarımızla paylaştığımız gruplardan Stereolab, British Council sponsorluğunda ve bir Kod Müzik organizasyonu olarak 25-26 Mayıs'ta Babylon'da çaldı.
1990'da buharlı aurası ile etkileyen fakat güzel olmayan (bu konuda sitede ciddi bir görüş ayrılığı var, keşke herkes Laetitia kadar...) Fransız kızı Laetitia ve sonradan kocası olan Tim Gane (bir de çocukları var) tarafından kurulan Stereolab, ilk çıktığından bu yana müzikal kavrayışları açısından epey bir yol kat etti. Gitarlı indie-rock'tan, electro-lounge'a kadar uzanan bu yolculuk, grubun o günden bugüne dek ne denli geliştiğinin belirtisiydi. Onların müziği basitçe, 50'lerin easy-listening'inin modern elektronikle buluşmuş haliydi ve 'güzel' kavramı etrafında dönüyordu.
Gelelim geceye; 11:30 gibi Babylon iyice dolmuştu ki grup, beklentileri, verdikleri görüntü ile de boşa çıkartmayacakları iddiası ile sahnedeki yerini aldı. Sadece görüntüleri bile çok şey anlatıyordu. Bilindik büyülü havaları yerli yerinde idi. Onları gördüğümüzde de büyü bozulmamıştı. Dışsaldılar; cennet ile cehennem arasında, arafta duruyorlardı.
Bilinen parçalarını çok farklı olmayan biçimde çalıyor olmalarına karşın, yine de değişik bir etki yaratmayı becermişlerdi ve salonda onlara eşlik etmeyen kimse yoktu. Homojen ve tek vücut olmuş bir seyirci bu ağır etkiden henüz kendini kurtaramamıştı ki, ezici parçalar birbiri ardına patladı. Özellikle '1996'nın ve onların en iyi albümleri olan 'Tomato Ketchup Emperor'ün açılış parçası, sekiz dakikalık 'Metronomic Underground', grup ve dinleyici arasındaki uyumu perçinlemeye yetti. Tansiyon giderek yükseldi, grup daha çok gürültü yapmaya başladı. İlginçtir ki, gürültü yaptıkları bölümler, albüm versiyonundan farkını ortaya koyuyordu parçaların ve daha iyiydi. Grubun düşünülmüş sound üreticisi Tim Gane'den sonra ikinci gitardaki, orta yaşı geride bırakmış 'mature' Mary Hansen'de özellikle görüntüsü ve tatlı lounge vokalleriyle epey bir katkı koyuyordu grubun sahne ve ses performansına. (Hansen tam da böyle gruplarda olması gereken kadın tipine çok oturuyordu; yaşlıydı ve çirkindi fakat cazipti.) (Hansen'ın cazip olduğu konusunda da görüş ayrılığı var bizde)
Hoş vakit çabuk geçer derler; anlayamadık ne zaman bittiğini konserin ve grubun ne zaman bis yaptığını. Akıllarda kalan hoş bir seda ile düştük yola, Stereolab'a müteşekkir kalarak.