Ana sayfa
Kategoriler
Kullanıcı adı:

Parola:


'Pencereden Baktığında Denizin, Dağın Güzelliğini Görebiliyorsan Yeter' – Nejat Yavaşoğulları
Deniz Durukan

Türk rock müziğinin güçlü gruplarından Bulutsuzluk Özlemi şu sıralar oldukça yoğun günler yaşıyor. Grubun beyni olan Nejat Yavaşoğulları'nı yeni çıkacak albümlerinin tatlı telaşı içinde, 28 Haziran 2001 tarihinde Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda verdikleri senfonik konserin provasında yakaladık. 'Numara' henüz piyasaya çıkmadı. Ama sizin için dinledim ve 'insan algılayabildiği kadarını yaşar' diyen Bulutsuzluk Özlemi'nin, bize algılayabildiklerimizden de fazlasını yaşattığını gördüm.

Şu anda bir albüm hazırlığı içersindesiniz, sanırım eylülde çıkacak ve adı da 'Numara' öyle mi?
Evet, ama albümün çıkışını öne aldık, 'Numara'nın temmuz başında çıkmasını bekliyoruz.

Son albümünüz diğer albümlerinizden epey farklı. Senfonik rock, rap ve caz temalarını da içeren bir çalışma. Özellikle 'Kaybolan Şehir' adlı parçada yoğun olarak senfonik rock motifleri var.
1999'da, Mustafa Oğuz'un yaptığı Rumeli Hisar Konserleri Açık Hava Tiyatrosu'na kaydırılmıştı. Orada, Bursa Senfoni Orkestrası'yla konser verecektik. Deprem olunca ertelendi. Bu konsere yönelik sürpriz bir çalışma hazırlıyordum; daha önceden üzerinde çalıştığım 'Kaybolan Şehir'i, senfonik anlamda yorumlamaya çalıştım. 28 Haziran'da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda gecikmeli olarak bunu çalacağız.

'Ankara Sokakları'nda caz motifleri kullanmışsınız. 'Numara'da rap var.
Değişik müzik renkleri var. Albüm bittikten sonra benim kendi kendime söylediğim şey şu; tek bir müzik türüne saplanıp kalmayan bir tarzım var. Metal müziğini, hard rock'ı severim. Klasik müziği, cazı, sanat müziğini hiçbir zaman inkar etmem. Tek bir türün esiri olmaktansa, içimizden gelen şeyleri en iyi şekilde biçimlendirerek ifade etmek gerekiyor.

Bu değişimde, her tarza açık olmanız dışında, Erdal Kızılçay'la çalışmanızın da etkisi oldu mu?
Erdal Kızılçay'ın, bazı parçaların zenginleşmesinde çok katkısı oldu.

'Kaybolan Şehir'in yaylı aranjmanlarını Kızılçay yapmış sanırım.
Beraber yaptık. Onlar zaten önceden belliydi, ama yazılmasında etkisi oldu Erdal'ın. Erdal çok iyi bir müzisyen, birbirimizi çok iyi anladığımız için güzel şeyler eklendi şarkılara.

Bu albümde, politik derinliği olan şarkı sözlerinin yanı sıra, bildiğimiz Nejat Yavaşoğulları klasiklerinin dışına çıkan, aşka dair şarkılar da var.
Türkiye'de çelişkilerin derinleştiği bir dönemde 'Yol' albümünü yapmıştık. Bu, şarkılara da yansıdı. Her zaman şarkılarımızda insanlar arası ilişkilere yer verdik. Müzik sonuçta duygulara yönelik bir sanat dalı. Belki bu şarkıları ertelemiş olabiliriz ama, Bulutsuzluk Özlemi'nde, gerçek hayattan kopmayan aşk şarkıları hep olmuştur.

'Mabet' adlı şarkınızda 'insan algılayabildiği kadarını yaşar' diyorsunuz. Bu bir aşk şarkısı, ama söylediğiniz gibi aşkın peşinden yaşamı da sürüklüyorsunuz.
Evet, insan algılayabildiği boyutu yaşar. Algılar ve anlarsanız daha çok seversiniz. Bu da bizim özelliklerimizden biri belki de.

'Çok Zor' şarkısında ' başka bir dünya / böylesi değil / benim istediğim' diyorsunuz. Sizin istediğiniz dünyayı tahmin edebiliyorum. Ama bir de ilk ağızdan duysak...
Başka bir dünya, zaten Bulutsuzluk Özlemi içerisinde özetlenen bir duygu. İfade etsin veya etmesin, farkında olsun ya da olmasın, insanların böyle özlemleri olduğunu düşünüyorum. 'Çok Zor' şarkısını yazdığımda bir baktım, yalnızca olumsuzluklardan söz etmişim. Şarkıyı o haliyle bırakmadım, insanlara bir umut ışığı vermek istedim. Başka bir dünya olmalı, ama bunu da yine bu insanlar kurmalı. O yüzden 'Başka bir dünya / böylesi değil' bölümünü sonradan ekledim. Sanat umut ışığı vermeli insana. Aslında o eklemeyi yaptığım için de tedirginim. Nasıl tepki vereceklerini merak ediyorum.

Hep aynı soruya, ya da sonuca geliyoruz. Aşkınızda bile bireysel olmamanız, ortak duygulara yakın durmanız belki de sizi özel kılıyor.
Olabilir, özel kılan bir şeyler var mutlaka. Bir yerde Karadeniz pidesi yiyordum, oradaki aşçı bizi dinliyormuş. Bu tabii ki çok hoş. Ona sunulan kültürle, beğeniyle kısır bir döngüde kalmamış. Kendine bir takım kapılar aralayabilmiş ve Bulutsuzluk Özlemi'ni dinleyebiliyor. Bu, üniversite mezunu birinin beni dinlemesinden daha anlamlı.

Yani halkla bütünleşmişsiniz...
Bizim şarkılarımız halkın üstünde şarkılar değil, aslında onların gerçek durumunu açıklayan, yorumlar getiren şarkılar. Bunu, halk anlasın diye popülist bir söylemle de yapmadık. Halk bunu anlamaz, önce kötü şeyler yapacaksın, yavaş yavaş seviyesini yükselteceksin gibi şeyleri kabul etmiyorum. Hangi düzeydeysen onu yansıtmalısın. Sanatçıların halkın önünde giden insanlar olduğunu düşünmüyorum. Fakat halk dalkavukçuluğu da yapılmamalı.

Şarkı sözlerinizi her zaman sevdim. Bu albümdeki sözler de oldukça çarpıcı. Bazı şarkı sözleriniz şiir sanatının incelikleriyle bezenmiş sanki.
Teşekkür ederim. Müzisyenseniz yaptığınız müziğin güçlü olması gerekir, bunun dışında şarkı sözlerine de ayrıca önem veriyorum. Hala şu sözü değil de, şunu mu kullansaydım, acaba daha mı iyi olurdu diye düşündüğüm oluyor. Bir de müziğin bağlayıcılığı var. İstediğiniz sözü koyamadığınız oluyor. İki satır daha ekleyip iyi bir şiir yapabilirsiniz ama, müzik cümlesinin içersinde bunu yapmak zor.

'Palmiye' isimli şarkınız belki beni bu yüzden şaşırttı. Çok güzel bir lirik, çarpıcı betimlemeler var, ama okumanın sonuna geldiğinizde beklediğiniz o söz gelmiyor. Sadece tanımlamadan ibaret gibi.
'Palmiye' şarkısında mesela ' buralardaydım, pamfilyadaydım' sözünü son dörtlükte tekrar edebilir, ya da uygun bir şey kullanabilirdim. Ama bir de bu şarkıyı dinleyecek insanlar açısından düşünmek gerek. Lise öğrencileri de dinliyor, onlar Akdeniz'in masmavi oluşunu belki düşünmemişlerdir, palmiyeyi, guguk kuşunu belki bilmiyorlardır. Bunlar algılamalardır işte. Pencereden baktığında denizin, dağın güzelliğini görebiliyorsa, guguk kuşunu görebiliyorsa yeter, o genişlik hoşuma gidiyor benim.

Bu gece Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda bir konseriniz var. Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası size eşlik ediyor. Klasik ile rock birleşiyor.
Bu konserlerin fikir babası, klasik müzik konserleri düzenleyen Hakan Erdoğan'dır. 1993 yılında, Uğur Mumcu'nun öldüğü gün konserdeydik. Kalabalığı görünce çok şaşırmıştı. Ertesi gün Fatih Erkoç'un konseri vardı, eğer Bulutsuzluk Özlemi'nden zarar edersem, Fatih Erkoç'dan kazanırım düşüncesindeymiş. Tam tersi olmuştu. Neyse, 1998'de Hakan Erdoğan'ın aklına klasikle rock'u birleştirme fikri gelmiş. Ankara Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Büyük Senfoni Orkestrası ile beraber çalmamızı istedi, kabul ettik. Orkestra şefi ise Rengin Gökmen'di. Son derece ilginç oldu, bizim kendi dinleyicilerimiz de geldi. Hem onlar için, hem de bizim için farklı bir çalışmaydı.

Diğer senfonik konserler...
Arkasından İzmir Senfoni Orkestrası bizi davet etti. Yine şef Rengin Gökmen'di. Bursa Festivali'ne çağrıldık. Bursa Senfoni Orkestrası yeni kurulmuştu, bugün vereceğimiz konserin şefi Orhan Şalver'le bunu yapmamızı önerdiler. Orada bir de çocuk korosu vardı, kendi istekleriyle çıkıp bizim şarkılarımızı söylediler. Müthiş bir konser oldu. Bu akşam vereceğimiz konser aslında iki sene önce yapılacaktı, deprem dolayısıyla bugüne kaldı
Dost Mekan
Peyote
Hadi indir !
Stuka
Duyurular
Stüdyo İmge, Açık Radyo'da...
Club Intro