Popüler müziğin belki de gelmiş geçmiş en iyi söz yazarı, melankolinin en büyük dostu, iflah olmaz bir İngiltere romantiği, koca bir nesli vejeteryanlığa sürükleyen, belki de dünyanın en sadık ve bağlı hayran kitlesine sahip sanatçısı.
Prince adına çıkan 'Musicology', öncelikle sapına kadar bir funk albümü; hem de şekerli bumbastik kiç kültürünün tekerine çomak sokacak denli kalın bir funk albümü.
Ani Di Franco'nun en önemli özelliklerinden birisi yıllarca gitarıyla bardan bara sürten bir insan sarrafı kimliğiyle ezoterik ile harcıalem olanı gitarının ve vokalinin sınırlarını zorlayarak harman edebilmesi
Modern blues'un ve blues rock müziğinin babalarından gitarcı Johnny Winter, yeni albümü 'I'm A Bluesman' ile Teksas semalarını selamlıyor.
Ryan Adams'ın henüz çok uzun olmayan müzik kariyeri sayısız iniş çıkışlarla dolu.
Anne ve büyükanneleri müzisyen olan iki kardeş Matthew ve Eleanor Friedberger, esinlendikleri konvansiyonel müzikleri kendi işlerine bazen gayet duru bazense üzerleri ses denemeleriyle örtülmüş, oralarıyla buralarıyla oynanmış biçimde yansıtıyor
95 senesinde Victoria Bergsman, Maria Eriksson ve Lisa Milberg ismindeki üç İsveçli kız tarafından kurulan The Concretes'in diskografisindeki ikinci ancak gerçek anlamdaki ilk albümü kendi isimlerini taşıyor.
Badly Drawn Boy yeni albümüyle, özgün ve deneysel tatlardaki müziğini ve zekice liriklerini özlemiş olanların ilgisini hakediyor.
Her tanıyanın 'kıçında çivi var' dediği İsveçli şarkı sözü yazarı Nicolai Dunger, son çalışması olan 'Here's My Song... You Can Have It'i bu kez Mercury Rev ile birlikte gerçekleştirdi.
Ülkemizde 'Bir Konuşabilse...' adıyla 4 Haziran'da vizyona giren Lost in Translation'un film müziği albümü,müzikseverler için iştah kabartıcı bir iş olmuş.
The Cure, 11 parçadan oluşuyor. Elbette farklı ülke baskılarında ufak değişiklikler olacaktır ancak temelde yatan 11 parça var.
Stereo lab'ın özel olan tarafı bütün partisyonların, gücünü kuvvetli bir bütünsellik içgüdüsünden alan bir kurgu mantığı çerçevesinde bir araya getirilmeleri olmuş.
Bu albüm kendi çapında önemli bir albüm. Çünkü, albümdeki parçaları oluşturan her melodi, her elektronik programlama, her vuruş, her yapay ses ve her kelime indie müziğinin kırılganlığı ve empati ile beslenen o hassas ruhu ile birleştirilmiş.
Keane'in ilk albümünün piyasaya çıkmasıyla, grubun 'Yeni Coldplay' damgasını yemesi bir oldu. Bu konu dinleyici profillerinin yakınlığı açısından bir gerçek, ama tam anlamıyla doğru değil.
Polly Jean, pek ondan duymaya alışık olmadığımız kadar neşeli şarkılar içeren albümü 'Stories From The City, Stories From The Sea'den sonra aslına döndü; yine umutsuz derecede kedere büründü, ağıtlar yaktı, karalar bağladı.
Diyeceğimi baştan dile getirmekte fayda var. Ben bu alternatif metalmiş, nu-metalmiş, yeni metal gruplarından hiç haz etmiyorum. Bu metalden anlamıyorum, o yüzden de takdir etmiyorum anlamında değil.
TV on the Radio: Karışık bir şey. Siyah desen değil, beyaz desen değiller. Post punk desen değil, garaj rock desen değil, elektro pop desen hiç değil. Çok değişikler, çok renkli. Çok güzeller. Ve zeki.
Hannon, müzikal olarak hala Frank Sinatra, George Gershwin ve Burt Bacharach arasında kalan boşluğu dolduruyor. Şükürler olsun ki, özellikle şu son albümlerindeki korkunç hippi mottosu görülmüyor
DJ Danger Mouse olarak tanınan Brian Burton'un harika bir fikri vardı. Jay-Z'nin vokallerini dünya müzik tarihinin en yaratıcı albümlerinden biriyle mikslemek. Yani, The Beatles'ın 'The White Album'ü ile.
Herkesin görmek istediği nostaljik yıldıza ilişkin içinde birşeyler bulacağı Scissor Sisters, 70'li yılların glam, rock, pop, disko ve rock'n roll şamatasını yeniden canlandırıyor.
'The Girl in The Other Room' çalışmasında, en çok piyanist Jimmy Rowles geleneğinden etkilenmiş Krall. Olgun bir tonla yazılmış kişisel şarkılarda, yer yer matem havası hakim.
Yıllar içinde 'Steady Rollin' Man', '461 Ocean Boulevard' gibi çıkardığı albümlerde, defalarca Johnson'a saygı ve yorum parçaları seslendiren Clapton, yeni albümü 'Me And Mr. Johnson'ı tamamen Johnson'a adıyor
Koca albümde grubun namusunu kurtaran sadece tek bir an var, o da ne yazık ki son şarkının bir hayli ilerisinde olan 'gizli' şarkı. Daha doğrusu Otis Redding'e 'Try a little tenderness' ile yapılan bir saygı.
Adında Edgar Allan Poe'ya göndermede bulunan 'Animal Serenade', bir rock çınarının kendine evire çevire baktıran hatıra albümü gibi. 61 yaşındaki Reed'in altıncı konser albümü ve gerçekten de yaşına uygun olgunlukta art-rock deneyimi
Maroon 5 topluluğunun 'Song About Jane'i, Lenny Kravitz'in rock'ı, Jamiroquai'in funk'ı, Stevie Wonder'ın soul'u ve Red Hot Chili Peppers'in hırçınlığından mürekkep bir albüm. Velhasılı kelam alternatif rock için iyi bir simya.