Alice bir taşla iki kuş birden vuruyor; geçmişin kulağa bu kadar güncel geldiği albüm sayısı pek azdır. Uzun zamandan beri yaptığı en iyi iş bu. Alice efsanevi kariyerine yeni bir halka daha ekliyor
Gipsy Kings'in 16 şarkılık yeni albümü 'Roots', grubun müzikte köklerine geri dönüşünü müjdeliyor. Albümün prodüktörlüğünü Norah Jones'la çalışan Craig Street üstlenmiş.
Jamie'ye büyük bir plak şirketinin pazarlama nesnesi olarak bakmak, bir parça haksızlık olur. Onu caz tarihinin devleri ile günümüzün delişmen rockçıları arasındaki köprünün halatlarından biri olarak kabul etmek daha doğru bir yaklaşım.
'Only You' adlı albüm, 1950 ve 60'lı yılların unutulmaz parçalarını Harry Connick Jr.'un harika düzenlemeleri ve sesiyle bizlere yeniden dinleme fırsatı yaratıyor.
Beatles bütün bunların hepsini zamanında yaptı, hatta mükemmeleştirdi ve bu tür adamlar için de geriye yapacak bir şey bırakmadı. Bir şey dışında; o da harika melodi yazma işini. Çünkü onun sonu yoktur
Dünya çıkışı 2001 olan, ancak ülkemize geçtiğimiz günlerde ithal edilen 'Next Brel' adlı CD, 1967 yılından günümüze dek uzanan geniş bir zaman dilimi içinde, İngilizce olarak yorumlanmış Brel şarkılarından oluşuyor.
'Olio'yu bir dinleyin, pardon dinlemeyin, avaz avaz bağırttırın müzik setinden. Sonra 'House of Jealous Lovers'a geçin –bunu yaparken de şarkının geçen yaz klüplerde dahi çalınmış olduğu gerçeğini unutmayın. O enerjiyi algılayın iyice.
'Oh Ye', 'Hope' ve 'El'; bu üç parça, besteleri (gerek tek başına gerekse de birbirleri ile ilişkileri) açısından ve kavramsal yönden son derece başarılı. Bu buna benzer şeyleri albümdeki diğer parçalar için söylemek bu kadar kolay değil
'The Future Language Of Slaves' adli şarkısında çok ilginç satırlar var: 'Son nefesimizde ne yapardık? Birbirimizi mi severdik, yoksa cep telefonumuza mı sarılırdık?'.
Bir bütün olarak albüm erotik, melodik ve de iddialı. İkilinin derdi, belli ki müzik yapmak, bir projeler silsilesi yaratmak değil. Bu yüzden kızlarımızı gözlerinden öpüyoruz.
Tam 10 yıllık bir aradan sonra, yuvaya dönen George Michael, kendisini tam 8 yıldır yeni bir albüm için sabırla bekleyen hayranlarının karşısına muhteşem yeni albümü 'Patience' ile çıktı.
Müziklerin çeşitliliği filme oranla çok daha fazla şey anlatıyor. Gençliğin ateşe verdiği barikatların ateşi, dönemin iç gıcıklayan müzik parçalarının üzerine düşüyor.
Joss Stone'a bir The White Stripes cover'ı olan "Fell In Love With A Boy" isimli ilk single'ında The Roots eşlik ediyor. "The Soul Sessions" adlı albüm başarılı prodüksiyonuyla ve Stone'un benzersiz sesiyle dikkat çekiyor.
Bütünüyle bir taklitten ibaret Jet. Ve bunun üzerini dolduracak yaratıcılıktan da yoksunlar. Halbuki The Rolling Stones veya AC/DC çok sıkı malzemedir, önünüze bolcana fikir koyar.
'Just For You'da, aşk dolu sözleriyle albüme adını veren açılış parçasını dinlerken, insan kuvvetle sanki Richie'den yıllar evvel aklımızda kalmış hep o aynı güzel şarkıyı dinliyormuş hissine kapılıyor
Grubun Interpol'den Daniel Kessler ya da the Strokes'dan Julian Casablancas kadar etkileyici bir vokalisti (Alex Kapranos) ve arkada kendi deyimleriyle kızları dans ettirmeye yönelik bir müzik var.
Albüm, Limp Bizkit ve Linkin Park gibi nu-metal gruplarından derin müzikal çizgilerle ayrılmış ve 'eski'ye meyleden bir kimlik taşıyor. Bu parçalar adını bilmediğimiz vokalistler tarafından söylenseydi de albüm iyi olurdu.
Müziğinin kontrolünü başından sonuna dek ustaca elinde tutan Jono, dinleyicilerini zorlamadan farklı yönelimlere sokmasını iyi biliyor. Tüm basitliği ile insanı yakalayan; yaşam ve cazibe dolu bir albüm
Son derece postmodernist çarpıştırmalarla, izleyiciyi aynı film içinde çok farklı dönemlere ait filmlerin atmosferlerine göndermesi Tarantino sinemasının olduğu gibi filmlerinin soundtrack'lerinin de en karakteristik özelliklerinden biri
Smith'in kişisel arşivinden alınmış, daha önce görülmemiş fotolardan, yayınlanmamış remikslerden ve single'ların B yüzlerinden oluşan bu hazine değerindeki bokset, gerçekten de tüm The Cure hayranlarının ağızlarının suyunu akıtacak cinsten.
The Strokes'un Nirvana veya The Ramones olmak gibi bir derdi yok. Onların derdi rock 'n' rollu tekrar eğlenceli bir hale sokabilmek. Bu kadar! Sınıfın yaramaz çocukları onlar.
Franti'nin oyun dolu şarkılarında anlaşılması kolay olmayan bir sihir var. 'Everyone Deserves Music', insanlığın geleceği hakkında iyi, umut dolu fikirler şırınga ediyor.
'Stone, Deaf Forever', gerçek bir headbang şöleni. Boksete sahip olan şanslı dinleyicileri bir de sürpriz bekliyor; 'Stone, Deaf, Forever'de 20 tane hiç yayınlanmamış parça var.
'Before and After' The Strokes, The Libertines, The Hives gibi grupların icra ettikleri, insana Amerika'daki ilk canlı The Beatles performansındaki kızlar gibi kalça sallatan rock'n roll'un biraz daha şekerli şuruplu halini sevenlere birebir.
Hepsi birbirinden illet, birbirinden korkunç. Ve bu kabus 10 şarkı boyunca sürüyor. Kapanış şarkısı olarak 'ağır' bir şey seçelim bari diyen grup, 'Funeral Song' ile hem albümün hem de umuyorum ki kendilerinin cenazesini kaldırıyor